Yılmaz Odabaşı Web Sitesi Untitled 1
 
Yılmaz Odabaşı nın 1980-2014 yılları arasında yazdığı 11 şiir kitabının bir araya getirildiği toplu şiirleri HER ÖMÜR KENDİ GENÇLİĞİNDEN VURULUR, yeni baskısı Öteki Yayınevinden çıktı! ŞARKISI BEYAZ, (Roman)-5. baskısı Öteki Yayınevi nden çıktı! FERİDE (şiir) 15. baskısı Öteki Yayınevinden çıktı! Kitapçılarda ve internet kitap sitelerinde...

        Web sitemizin konuk defterinin mesaj gönder butonu kapatılmış olup, arşiv olarak açıktır.


   Gönderen

   aslı
   

  22.06.2007

     siyah adlı şiiriniz de diğerleri gibi muhteşem olmuş..insanın içine doğru akıyor.. çok benimsediği halde az da olsa diğer şair ve yazarlar da bir kaç eser dahi olsa seçici davranıp beğenmemezlik ya da kabullenememezlik yapabiliyorken insan,sizin hiç bir eserinizde böyle bir durum söz konusu olmuyor..hem sizin hem de benim açımdan çok sevindirici bir durum olarak görüyorum bunu.. ve hep yazın diyorum..


   Gönderen

   mustafa uzun
   tokat

  22.06.2007

     sevgili yılmaz odabaşı hayatıma yaptığınız etkiyi anlatabilmem için en az sizin kadar iy bir edebiyatçı olmam gerekir inanın.Beni şiirle edebiyatla ,hayatla tanıştırdığınız için size teşekkürlerimi sunuyorum ki bu tanışma olmamış olsaydı hayatımın sonuna kadar taş kafalı bir beden eğitimi öğretmeni olarak yaşayacaktım...ne feride'yi bilecektim ne diyarbekir'i ne karanlıklardan ışık destelemeyi ne siverekli şeyho'yu ne de sevda sevda şiirlerin bizi yiyip bitireceğini... Sizi,kaleminizi ve sevdanızı saygıyla selamlıyorum...


   Gönderen

   bül
   

  21.06.2007

     ver terminallerin üşüten sabahlarında bankların üstünde bir hayali gözlersin ellerinde tuttuğun karanfiller boynu bükük kalır sen terkedişine ağlarsın akşamlar yalnızlıklarına her terkedişin bir bedeli vardır bir ömür boyu ağlarsın ağlarsın...YÜREKLERİMİZİN VE ŞİİRLERİMİZİN HİÇ SUSMAMASI SUSTURULMAMASI DİLEĞİYLE.....


   Gönderen

   özgür eylem yolcu
   izmir

  21.06.2007

     'beni hatırladınızmı'belkide iyi bir giriş olmadı.biliyorum sözümdede durmadım,çuvalladım yani.......ama her şeyin elbet bir nedeni var.Bunu bilmenizi isterim.yoksa ben asla sözünde durmayacak biri değilim.sevgiyle...


   Gönderen

   seval
   yalova

  21.06.2007

     şiirleriniz ve yazılarınız bir harika başarılar


   Gönderen

   sınır_kentli
   EDİRNE

  21.06.2007

     yaklaşık 20 günden beri sitede dolaşıyorum.bak diyorum kendi kendime herkes birşeyler yazıyor sen niye yazmıyorsun,bu güne kısmetmiş, herşey tam anlamıyla çok güzel şiirler,hikayeler,denemeler okudukça okuyası geliyo insanın bitmesin istiyo insanın canı ama her güzel şey gibi sona eriyor(hemen).içimden geçenlerler bunlardı bunları yazdım ne kadar gerekli ne kadar gereksiz bilemem ! belki isteyen olur diye evimde baktığım 30 tane kelebek cinsi güvercinim var yılmaz ODABAŞI anısına 28 ini dağıtmak istiyorum isteyen arkadaşlar var ise kendi elimle teslim ederim..(ücret falan da istemiyorum dedimya anı olsun diye )marmara bölgesi heryer olur. 2 tane de kendime bırakıyorum her ne olursa olsun eğer bi can taşıyosa yanlız bırakmamak lazım.. bide merak ettiğim konu niye mesaj yazanların %60-70i kürt olduğunu bastıra bastıra yazıyo bu bir avantaj mı ? yoksa dezavantaj mı ? mutlu olun kendinize iyi bakın... --------------------------------------------------------- Bitme bitme! bak, içtim, yürüdüm,kederlendim denize girdim, üşüdüm, sana geldim düş bitmeden sen bitme bitmeden sevgi gitme bitme! bak, koştum, savruldum, hep örselendim cigara ziftlendim ille de seni sevdim uzaklarda öyle çok kederlendim günler bitmeden bitme bitmeden hasret gitme bu yangın geceler, bu intihar gidersen paramparça yüreğimde ağıtlar bu dolunay gecenin göğsünü yarar benim göğsümde de sana geniş bir yer var düş bitmeden sen bitme bitmeden sevgi gitme…


   Gönderen

   memet kurtcebe
   istanbul

  21.06.2007

     herkese merhaba! yılmaz abi senin şiirlirini anlatmak o denli zor ki nasıl başlasam neler söylesem ki inan hepsi eksik ve kifayetsiz kalır; batman garında, cehennem bileti ey hayat bu şiirlerde okadar gerçek ki herşey okadar içten ve samimi ki cümleler... özellikle cehennem biletini okurken o kadar duygulandım ki, orada çocukluğumu buldum annem geldi gözlerimin önüne o da baskınlarda tabancalar saklardı o da bir kürt kadınıydı evimizin içini kaç kere kazıp mermi mezarı yaptık bilemezsin ben de dengbej çalgılarıyla büyüdüm ben de aynı göletlerden su içtim atımla keçimle itimle altı ay tatil 3 ay okullla büyüdük uzaktan silah seslerini işittik ve kentlere geldik hani şu at izinin it izine dost elinin puşt eline karıştığı acımasız kentler biliyormusun abi bazı fakültelerde hala goetheler hegeller arstolar yalancı filozof ve ne yaşarsam yaşayayım kulak zarı iltihaplı bu yeryüzü cehennemi hala duymuyor beni iyiki seni yaşıyoruz YILMAZ ABİ YAZ ABİ BELKİ ŞU DÜNYA BU AĞITLARI BİR GÜN DUYAR GÜVERCİNLERE VE SANA SELAM OLSUN


   Gönderen

   ferhat yeşil
   şanlıurfa

  21.06.2007

     hocam merhabalar.yazdıklarınız beni gerçekten çok etkiledi.özellikle bir liseli silüeti şiirinizde gerçketen ağladım(sanırım liselioluşumdan o kadar etkilendim)hocam bende sizin kadar olmasada amatör bir şairim.karaladıklarımı sizinle paylaşmak fikirlerinizi almak isterim.size önümüzdeki çalışmalarınızda başarılar diliyorum.umarım yüreğinizin sesi hiç susamaz...


   Gönderen

   ferdi yatağan
   samsun

  21.06.2007

     selam YILMAZ abi eğer mümkünse senden bir isteğim olacak.bendeki kitaplarını imzalaman için sana yollayabilir miyim? çünkü hatırladıysan 2002 nisan ayında medya kültür merkezinde imza günündeydin,o gün sadece bir tane kitabını(EY HAYAT) alabilecek kadar param vardı ne yazık ki cebimde.(oysa o an bütün kitaplarını almak iştemiştim)ve bunu kimseye söyleyemeden mutlu fakat biraz da hüzünlü şekilde kitabı imzalatıp gittim kitabevinden.ama şuan diğer bendeki kitapları imzalaman için o yüzden sana göndermek istiyorum.. YILMAZ abi,bu arada YILMAZ abi,sana İlk okul arkadaşın ABDULLAH abi'nin(A.ÖZCAN) de şırnak'tan sana çok selamı var....


   Gönderen

   Derya Erdoğan
   İstanbul

  20.06.2007

     "Kuşlarım vuruldu kurak bir nehirle kaldım. Alacakaranlıkta bu yetim şarkısıyla döndüm dolaştım kendime vardım. Dağlarım kurşunlandı, ayazlarda yıkandım. Kuşlarım vuruldu çoktan kimsesiz kaldım... " Y.Odabaşı Kuşlarınızın vurulmaması dileğiyle...


   Gönderen

   Yılmaz ODABAŞI
   İstanbul

  20.06.2007

     Asya Hanım, bu yeni sitenin tasarımına ilişkin ilk kez fikir beyan eden ziyaretçi olduğunuz için teşekkür ederim.Bu tasarım, her yönüyle benim tercihim, tabii güvercinler de öyle.(Daha farklı kuşlar bulamadım; bulsam koyacaktım.)Bu durum, siteye çok emek veren sevgili Pınar Hanımın tercihi değil.Kendisi işinin çok ehli bir tasarımcıdır; güvercinler gibi ciddiyetsiz öğeleri bu siteye ekleten benim,kabahat benim,pişman değilim!Çünkü, kuşlara takıntısı olan bir adamım ; özellikle Hint Bülbülü, güvercin ve kanarya besliyorum.(Bu arada dört yavru kanaryamız oldu; onlara balkonda baktığım halde, ortalığı kirletiyorlar diye evde eşimin tepkisi, sitede ise hiçbir yeri kirletmeyen bu masum güvercinlere sizin tepkiniz...) Bu memlekette bu kadar yarasa, bu kadar çakal, bilumum kurt türevleri ve her tür solucan dolaşırken, benim masum kuşlarım neden bu kadar göze batıyorlar hiç anlamıyorum! Eleştiriniz için teşekkür ediyorum, fakat güvercinlerime sahip çıkıyor, hatta elinde kuş figürü olanların göndermelerini rica ediyorum.-Bazı butonlar kuşsuz kaldı.-Ayrıca "Denemelerinden" butonunda "Tuşlar, Düğmeler, Güvercinler" başlıklı yazım ve "Hikayelerinden" butonunda "Kuşlar Uzaktı Sonra" adlı hikayemi okumanızı önermek istiyor, ilginiz için teşekkür ederek iyi dileklerimle sizi selamlıyorum.Dostça!


   Gönderen

   Asya
   

  20.06.2007

     Site her şeyiyle iyi güzel de her yerde uçan güvercinler olması biraz gereksiz bence.Özellikle de yukarıda ''YILMAZ ODABAŞI'' yazısının yanındaki güvercin pek olamış,yapmacık duruyor,sıradan forum siteleri gibi...Bence ona gerek yoktu. Evet önemsiz konular ama ben bir tasarımcı olarak takılıyorum böyle basit ayrıntılara:) Diğer her şey Yılmaz Odabaşı adıyla güzel zaten...


   Gönderen

   Yılmaz Odabaşı
   İstanbul

  20.06.2007

     Bu mesajım , aşağıda bir notu yer alan Özgür Eylem Yolcu'ya. ------------------------------------------------------------- "Beni hatırladınız mı bilmiyorum? "diye sormuşsunuz; bir değer atfedip iletişim kurduğum hiç kimseyi unutmam.Tabii sizi de, sizinle beraber orada yatan sekiz koğuş arkadaşınızı da, onlara gönderdiğim kitapları da, onların tek tek adlarını da, gelen güzel, dostane mesajlarını da, hiçbirini unutmamışımdır...Kanıtlamam da gerekmiyor.Ben bir adamım; kendime değer veririm, bu yüzden benim merhabalarım ve dostluklarım da değerlidir.Unutacaksam, değer vermeyeceksem dostluk kurmam, selam almam.Tanımak ve unutmak, benden size değil, sizlerden bana daha çok yansıyan bir şey.Bu yüzden ben sormalıyım:Beni hatırladınız mı?Beni değilse de cezaevinden o güzel şiirlerinizi nereye, kime gönderdiğinizi hatırladınız mı? Hatta değil sizi hatırlamak,size söylemek istediğim ve sizinle ilgili burada aleni yazılmış olmasını istediğim birkaç anı kırıntım var.Bir yerlerde geberip gidersem bende kalmasını istemediğim, buradan muhakkak okumanızı istediğim birkaç anım var; şöyle: Siz, uzun yıllar sonra cezaevinden çıktığınızda beni Ankara otogarından telefonla aramıştınız.Dışarı çıkışınızdaki coşkuyu telefonda sizinle paylaşmıştım.O gün İstanbul'a, sonraki gün de İzmir'deki ablanıza gideceğinizi, İst.-İzmir güzergahında, geçerken Yalova'da bana bir saatliğine uğramayı önermiştiniz.Sizden Yalova'da indiğinizde haberleşmek için telefon numarası istediğimde, "Telefonumuz yok ki!Daha bu cep telefonlarını kullanmayı bile bilmiyoruz. Bu telefonlar biz içerideyken çıktı.Şu an ben sizi bir kartla bir kabinden arıyorum,"demiştiniz."O halde siz Yalova'ya indiğinizde yine beni bir kabinden ararsınız; neredeyseniz oraya gelirim, oradan İzmir'e devam edersiniz, "demiştim.Öyle konuşmuştuk, "tamam!" demiştiniz... Aradan dört yıl geçti sanırım. Sonrasını yazmak istiyorum asıl:Ç ok iyi bir telefon almaya bütçem pek uygun değildi o günler. Zaten benim kitaplarımla kazandıklarıma da okurun parasıdır, diye düşündüğüm için, gidip sağlam, ekonomik bir Nokia cep telefonu aldım sizin için.Daha önce yüzünü bir kez görmediğim, ama güzel şiirler yazdığını bildiğim, cazevinden on yıl sonra çıktığını bildiğim sizin için.Sonra o telefona bir de sim kartı ile bir tel. numarası aldım.O telefonun hattı sonraki gün açıldı ve ekrana şöyle yazdım:"Dışarıya hoşgeldiniz.Bu benim size küçük bir armağanım; daha iyisini alamadığım için kusura bakmayın.Dilerim bir süre işinizi görür.Sevgilerimle."Bu mesajı yazıp, o telefonu geldiğinizde size teslim etmek üzere kapattım ve o telefon, bir ay kadar Yalova'da sizin İstanbul'dan gelip İzmir'e geçeceğiniz o günü bekledi.Bende sizi bekledi... Sonra baktım( beni hatırladınız mı bilmiyorum?) sizin beni hatırlayacağınız yok.Telefonunuz aracımın torpido gözünde duruyordu.Sürekli benzin aldığım bir istasyonda çalışan, orada güvercin de besleyen Hataylı İsmet diye bir delikanlı vardı.(İsmet şimdi feribat iskelesine memur olarak girdi, halen görüşürüz.)Ben benzin istasyonunun arka tarafında arada bir İsmet'in güvercinlerine bakardım; yeni yumurtalara, yeni yavrulara filan bakardım.Bir akşam, benzin alırken İsmet,"Abi bu güvercinlerin hepsini ben sana vermek istiyom!" demesin mi!"Neden İsmet?Sen bu kuşları çok severdin, ne oldu ki bana vermek istiyorsun?"diye sordum.Patronu istemiyormuş;"Bu kuşlar buradan gidecek!" demiş İsmet'e:"Ortalığı batırıyorlar." "İyi de İsmet, en az yirmi tane güvercinini satın alacak durumum yok!" deyince, "Abi, ne parası!Ben bunlara senin eyi bakacağını biliyom.O bana yeter.Para mara felan istemiyom senden," deyip, gözü gibi sevdiği güvercinleri bana hediye edecek kadar mert davranınca, ben de ona:"Senin cep telefonun var mı İsmet?" diye sorup, olmadığını öğrenince, torpidoda sizi bekleyen o telefonu çıkarıp uzattım.Gerçekten o telefonu ona vereceğime inanamadı bir süre. Bilmenizi istedim, sizin için aldığım telefonu İsmet'e verdim ve pin kodunu da ona teslim ederken dedim ki: "Telefonu açtığında lüzumsuz bir mesaj var.Onu silersin İsmet.O telefonu cezaevinden yeni çıkan bir okuruma almış,öyle yazmıştım.Sen o mesajı silersin!"İsmet, gözleri ışıyarak, sevinçle almıştı o telefonu.Ben de bir mukavva kutuya koyup eve götürmek üzere bagaja koymuştum kelebek cinsi yirmi kadar gücercinini. Ayrılırken de seslenmiştim İsmet'e: "Ev yakın, her zaman gelip bakabilirsin güvercinlerine. Onları hiç merak etme, iyi bakacağımı biliyorsun!" Sevgili Özgür Eylem Yolcu, ben değil yalnız sizi, sizin aşağıda yer alan "Beni hatırladınız mı?" diye soran mesajınızla birlikte, o telefonu, Hataylı İsmet'i, sahibinden ayrılmak zorunda kalan o güvercinleri de hatırladım.Sizin için aldığım o telefonu, beni bir daha hatırlamadığınız için, gelip almadığınız için o benzin istasyonunda asgari ücretle çalışan İsmet'e verdiğimi hatırladım.Bunları bilmenizi istememin hakkım olduğunu düşünerek bu mesajı yazıyor ve eklemek istiyorum: Cezaevinden çıktığınızda, İstanbul'dan İzmir'e geçerken uğrayıp o telefonu benden alın isterdim.O telefon, cezaevinden yeni çıkan bir okurumun hakkıydı. Yine de pek yanlış bir adrese ulaştığını düşünrmüyorum...Belki bu yüzden web sitemin ziy. defteri butonuna, "beni hatırladınız mı bilmiyorum?" diye sormanızı garipsediğimi, hatta içerlediğimi ve değil sizi, yukarıda özetlediğim gibi bana dört yıl öncesine dair bütün bunları hatırlattığınızı da -aleni- bilmenizi istedim... Selam ve sevgilerimle gözlerinizden öperim.


   Gönderen

   serhat güneş
   istanbul

  20.06.2007

     merhaba üstadım...siteniz hayırlı olsun çok güzel olmuş.yalnız dikkatimi çeken birşey var.bir arkadaşımız sizin samimi olmadığınız gibi ibareler kullanmış.ben o arkadaşıma diyorum ki acaba insanlarımızı ne kadar tanıyorsunuz?biraz daha iyi araştırmanızı istiyorum.altın eldeyken değeri kadar değeri bilinmez ama kaybetmeyegör...bu da benim görüşüm...

Toplam mesaj sayısı: 1242

Sayfa: [1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13] [14] [15] [16] [17] [18] [19] [20] [21] [22] [23] [24] [25] [26] [27] [28] [29] [30] [31] [32] [33] [34] [35] [36] [37] [38] [39] [40] [41] [42] [43] [44] [45] [46] [47] [48] [49] [50] [51] [52] [53] [54] [55] [56] [57] [58] [59] [60] [61] [62] [63] [64] [65] [66] [67] [68] [69] [70] [71] [72] [73] [74] [75] [76] [77] [78] [79] [80] [81] [82] [83] [84] [85] [86] [87] [88] [89]

     Yılmaz Odabaşı resmi web sitesi ® 2007