YILMAZ ODABAŞI WEB SİTESİ Untitled 1
 
Yılmaz Odabaşı nın 1980-2014 yılları arasında yazdığı 11 şiir kitabının bir araya getirildiği toplu şiirleri HER ÖMÜR KENDİ GENÇLİĞİNDEN VURULUR, yeni baskısı Öteki Yayınevinden çıktı! ŞARKISI BEYAZ, (Roman)-5. baskısı Öteki Yayınevi nden çıktı! FERİDE (şiir) 15. baskısı Öteki Yayınevinden çıktı! Kitapçılarda ve internet kitap sitelerinde...
    GÜNLERİN BULANIK SULARINDA
Eklenme tarihi 05.12.2009     Okunma sayısı: 17489    

    

 GÜNLERİN BULANIK SULARINDA  

  

Kalabalık,

kabarık

şehir...

Çok şehir,

çok beton,

yok: İnsan...

 

Çok: Şehir,

Çok beton,

hiç: İnsan!

 

Sevgileri güneşte çekmiş, ruhları eprimiş

ve ihanetlerini cüzdanlarıyla besleyen hiç insanlar

güne geldiler;

milli piyango ve otobüs biletleriyle,

kürdanlarıyla, balgamlarıyla, ayakkabı bağlarıyla,

nüfus cüzdanları ve “kazı kazan”larıyla,

visa kartlarıyla, maskeleriyle, markalı giysileriyle.

 

Güneşin heybetine bakmadan

ve aldırmadan rüzgârın zarafetine...

  

Birer küfe gibiydi omuzlarında hayat.

Her biri kendince yokuşlarda.

Her biri amansız yokoluşlarda;

şarkıları yankısız,

aşkları unutuşlarda...

 

Ve kapanıp gündüzlerin ıssız odalarına,

hepsi çürük akşamlardan

ve bayat sayımlardan kalma…

 

Geldiler,

göğe bakmadan

ve dokunamadan o uzak ovalara,

telaşla, günlerin bulanık sularında... 

 

Hiç insan,

sabahın bir köşesinde

kusmuş şehrin şanına;

sabahlar akşamına,

adamlar aşklarına

kusmuş,

günlerin

bulanık

sularında…

 

/Sevgisiz kaldık, sevgisiz kaldık.

Kısacık nisan akşamlarında.../ 

 

Şimdi hızla yırtılan aşiretlerden

aşüfteler, kalpazanlar çıkaran ülkem,

savur beni şu pusun, ayazın ortasına,

çıkarıp sığ sulardan yakıştır okyanuslara;

ve kavuştur o eski masal kahramanlarına...

 

/Çünkü böyle bir raunt isyan,

beş rekât hüzün,

y e t m i y o r bu haziran akşamlarında.../

  

Şimdi parklar fesleğen kokar,

yoksullar soluk soluğa,

fıskıyeler upuzun

ve taşıtlar süratle otobanlarda;

telaşla,

herkes

günlerin

bulanık

sularında...

  

Oysa hepimizin gidebileceği bir vadi olmalıydı…

Artık ömürlerimiz bu tükürülmüş bulvarlara kanar;

rüyalarımızda bir görünür bir kaybolur serin ormanlar.

 

Bu yüzden yaktığımız bütün kibrit çöpleri,

en çok da içimizde yanar ha yanar...

  

Kalabalık,

kabarık şehir;

çok şehir,

çok beton,

yok: İnsan...

  

Çok: Şehir,

Çok beton;

hiç: İnsan!

 

Hiç

insan,

doyumsuz,

tedirgin,

korkak...

 

Hiç,

sabırsız,

tutkusuz,

kaypak...

 

Şimdi herkes yüreğinin avlusuna bir servi arar.

Rüyalarında bir görünür bir kaybolur büyük ormanlar.

Uyanınca, içinde irileşen boşlukları ihanetle tamamlar...

 

H

i

ç

 

i

n

s

a

n: Yitmiş günlerin bulanık sularında.

Sadece elbiseler sürüklüyor ardında…

 

Coşkusuz, aşksız kaldık!

 

Kaldık...

Kısacık temmuz akşamlarında...

 

        Yılmaz ODABAŞI, 1998-Ankara




Geri
 
     Yılmaz Odabaşı resmi web sitesi ® 2007