YILMAZ ODABAŞI WEB SİTESİ Untitled 1
 
Twitter resmi hesabımı Mayıs 2017 den itibaren yeni yıla kadar dondurduğumu dost ve okurlarımın bilgisine sunarım...Yıllardır beklenen ikinci romanım, BİZİ ZAMAN YENECEK adıyla 1 Ocak 2018 den itibaren okurlarıyla buluşacak...
    Yılmaz Odabaşı'ya Cumhurbaşkanına hakaretten 1 yıl 8 ay
Eklenme tarihi 18.3.2016     Okunma sayısı: 8758    

 

   Yılmaz Odabaşı'ya Cumhurbaşkanı'na hakaretten dava

     Şair-yazar Yılmaz Odabaşı hakkında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a hakaret ettiği iddiasıyla açılan davaların ilki sonuçlandı. İlk yargılanmadan aldığı 1 yıl 8 ay hapis cezası, 2 yıl herhangi bir suçtan yargılanmazsa ertelenecek.

      

    Yılmaz  Odabaşı, hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçunu içeren TCK 299/1 maddesi uyarınca açılan davaların ilkinde 1 yıl 8 ay hapis cezasına karar verildi. Karar, Odabaşı'nın iki yıl  herhangi bir davadan yeniden yargılanmaması  halinde ertelenecek.
    1 yıl 8 ay hapis cezasına neden olan 3 Eylül 2015'te Meydan Gazetesi'nde yayınlanan 'Zamanın Vicdanında İki Mahkum' başlıklı köşe yazısını aşağıda paylaşıyoruz.


     Odabaşı, yargılanma nedeni olan yazısında; "Yazdıklarımın bir bedeli olacağını göze alıyorum. Zaten yaşamak gibi yazmak da bir göze alma işidir. İnsanın her eylemi her pratiği bir göze alma işidir. Zalimin refahına yakın olmaktansa, mazlumun yazgısına ortak olmanın bizi insanlaştıran ve bilincimizi özgürleştiren bir yanı vardır" demiş, Odabaşı'nın aynı yazıda Erdoğan için hakaret içeren ifadelere yer verdiği iddia edilmişti.


     MADDE 299. - (1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Verilecek ceza, suçun alenen işlenmesi hâlinde, altıda biri; basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, üçte biri oranında artırılır.  (3) Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır. 

       http://www.posta.com.tr/siyaset/HaberDetay/Sair-Yilmaz-Odabasi-na-Cumhurbaskani-na-hakaretten-dava.htm?ArticleID=331993


       İşte Yılmaz Odabaşı'nın 1 yıl 8 ay hapis cezası almasına neden olan o yazı:

       ZAMANIN VİCDANINDA İKİ MAHKUM

      80’lerden bugüne Türkiye’de anti demokratik yaptırımların boyutlandığı, özellikle ifade özgürlüğünün baskı altına alındığı dönemlerde sesini yükseltmiş, yazdıklarımın ve söylediklerimin bedelini  ‘düşünce suçları’ kapsamında defalarca yargılanarak mahkûm olup ödemiş biriyim. 

     Bugün yazdıklarımın da bir bedeli olacağını göze alarak yazıyorum. Zaten yaşamak gibi ‘yazmak’ da bir göze alma işidir. İnsanın her eylemi, her pratiği bir ‘göze alma’ işidir. 
Aşkınızı, düşünüzü, doğrunuzu, ülkenizi ya da sevdiklerinizi korumak için  bazen bir sonuca varamayacağınızı bile bile atılır ve zalime dönerek, “Sen kimsin?” dersiniz.  O da “ben buyum” diyerek hayatınızı, kurduğunuz dengeleri altüst eder ve sizi savunduğunuz mazlumların yazgısıyla eşitler.

     Zalimin refahına yakın olmaktansa, mazlumun yazgısına ortak olmanın bizi insanlaştıran ve bilincimizi özgürleştiren bir yanı vardır. 

    Çünkü bir insan anatomisi, fizyolojisiyle ve aidiyetleriyle  dünyaya gelmiş olmak bizi insanlaştırmaz. İnsan olmak, insani bilinç ve erdemlerle tanışmanın ve onlarla sınanmanın gerektirdiği uzun ve zorlu bir süreçtir. 
       
     Mazlum gün gelir zalim olur 
     1999 yılı mart ayı gazeteler, TCK 312. madde uyarınca Yargıtay’ca onaylanan aynı ceza maddesinden mahkûmiyetleri nedeniyle, sırf kendilerini yazdıkları ve söyledikleriyle ifade ettikleri için biri şair- yazar, diğeri belediye başkanı iki insanın hapse girdiğini duyuruyordu. 

     Biri söylediklerinin arkasında durmakta ısrar eden ben, diğeri belediye başkanı Tayyip Erdoğan. Beni Bursa E Tipi Cezaevi’nde düşünce suçluları için bir koğuş bulunmadığından tek kişilik bir hücreye, Tayyip Erdoğan’ı ise Pınarhisar’da önceden hazırlanmış şatafatlı bir koğuşa verdiler. 

     Bitişiğimdeki hücrelerdeki adli suçlular kendilerini kestikleri için kaldığım hücreye bir ampul bile verilmedi. ‘Köpek değilim, insanım. Bana üzerinde yemek yiyebileceğim bir mukavva kutu verin’ dediğim savcı Suat Derviş, “Burası cezaevi. Karanlık hücrede yerde yemek yiyerek bu dönemin bir ceza olduğunu daha iyi anlayacaksınız” dediğinde, yemek almayı reddedip kırk gün her günü birkaç bisküviyle geçiştirdim. 

     Tayyip Erdoğan ise, cezaevine gelmeden tahsis edilecek koğuşun zeminine boydan boya halı döşetir. Elektrik ve sıhhi tesisat yenilenir. Sıcak su için şofben taktırır. Kapıları boyatır. Çatıya manyetik bariyerler, bahçeye elektronik sensörler yerleştirir. Derin donduruculu büyük boy buzdolabı, çamaşır, bulaşık makinesi, toplantı ve çalışma masaları, deri koltuklar, oturma grupları, büyük ekran televizyonla daha o yıllarda inşa edeceği sarayın rüyasıyla konfor düşkünlüğünü hapishanede bile elden bırakmayan biridir.

    Erdoğan da, ben de sicilleri TCK 312. madde mahkûmiyetinden gölgelenmiş ve sistemin gadrine uğrayıp ifade özgürlüğünden mağdur edilmiş iki düşünce suçlusu olarak çıktık cezaevinden. Söyledikleri ve yazdıkları için sistemin gadrine uğramış iki insandık fakat şimdi ben, muhalefet ettikçe ondan gelecek zulmü göze almış biriyim. 
      
    Zulmün artsın Erdoğan 
    Cioran, ‘En büyük zalimler kafası kesilmemiş mazlumlar arasından çıkar’ der. Tayyip Erdoğan, mazlum olmaktan zalim olmaya giden yolu adım adım kat ederken, ben ise, bir zamanlar ortak mağduriyet yaşadığımız bu adamın şimdi zulümle abad olan hışmında her an bir gözaltı veya bir yargılanma için hayatıma bir yeni darp bekliyorum. 

     Muhalif medyaya operasyon kararlarının ilki dün İpek Medya operasyonuyla başladığında bunları düşündüm ve dedim ki “Bazen eski kurbanlardır yeni cellatlar.”

    Güçle mağdur edilenler, bazen güç kazanıp mağdur edenler olurken,  ben ise güç karşısında 80’de Diyarbakır Askeri Cezaevi günlerimden bugüne şu cümleye hep inandım: 
“Güçten korkup sakınmaktansa medyan okumak daha doğrudur. Çünkü susarak, sinerek açıkça ödün verdiğin kimse, senin verdiğinle yetinmeyecek, senden daha fazlasını isteyecektir.” 

     Bir zamanlar antidemokratik yaptırımlar nedeniyle ifade özgürlüğü gasp edilen Erdoğan, bugün en çok da ifade özgürlüğünü gasp eden biri. Ona Pınarhisar Cezaevi’ne giderken yaptığı konuşmayı hatırlatarak sözlerimi bitirmek istiyorum: “Gördüm ki halkımız, engin tarihi tecrübesiyle, her şeyi ama her şeyi  hepimizden iyi görüyor. Hepimizden doğru değerlendiriyor.” 

      Bu sözleri çoktan unutmuş görünen  Erdoğan, şimdi sarayında her şeyi doğru değerlendiren bu halkı alık bir topluluk saymanın bedelini ödeyeceği günleri bekliyor. 

      Halkımız der ki: “Zulmün artsın ki zeval bulasın!” 

      Evet, zulmün artsın Erdoğan ki zaten zeval bulacaksın…

                                                                           Yılmaz Odabaşı, 2 Eylül 2015, Meydan

      ----

      EK AÇIKLAMA: 1 Kasım 2015  seçim sonuçları açıklandığında,  Aktrol tahrikleriyle Twitter'da "Türkiye'yi terk ediyorum; hilafetinizle, faşizminizle kına yakın!" diye yazdığım tek cümlelik yorumumu (solcuları "halkın iradesine saygısız" göstermek kastıyla) birinci sayfalarına taşıyan havuz medyası,  hakkımda ikinci kez açılan "Cumhurbaşkanına hakaret" davasına (Posta ve Cumhuriyet Gazeteleri hariç) sütunlarında tek satırla bile yer vermemişlerdir.  (Bkz. web sitemde yer alan "Restleriyle gitmek, hasretiyle dönmek" başlıklı yazım.) 




Geri
 
Yeni baskıları bulunmayan: Toplu şiirler HER ÖMÜR KENDİ GENÇLİĞİNDEN VURULUR ile ŞARKISI BEYAZ (Roman) yeni baskıları 2017 güz dönemi Siyah Beyaz Yayınları'ndan çıkacaktır.
     Yılmaz Odabaşı resmi web sitesi ® 2007