YILMAZ ODABAŞI WEB SİTESİ Untitled 1
 
Yılmaz Odabaşı nın 1980-2014 yılları arasında yazdığı 11 şiir kitabının bir araya getirildiği toplu şiirleri HER ÖMÜR KENDİ GENÇLİĞİNDEN VURULUR, yeni baskısı Öteki Yayınevinden çıktı! ŞARKISI BEYAZ, (Roman)-5. baskısı Öteki Yayınevi nden çıktı! FERİDE (şiir) 15. baskısı Öteki Yayınevinden çıktı! Kitapçılarda ve internet kitap sitelerinde...
    BUĞULU ATLAS
Eklenme tarihi 05.10.2009     Okunma sayısı: 20629    

 

BUĞULU ATLAS

“Bir şiirde, bir satır saklayabilir başka bir satırı
 Nasıl ki bir kavşakta bir tren belki örter bir treni
 ...
 Aşkta, başka bir sitem saklayabilir bir sitem
 ve küçük bir serzenişte, koskoca bir şikayet gizlidir belki
 Bir adaletsizlik bir başkasını saklayabilir-bir sömürgeci bir başkasını." 

                                                                                 -Kenneth Koch- 

Göğünde aç kartalların, atmacaların yarıştığı tenha
bir atlastan geldim…
Kıyamda, kıyamette namluların kuytu dağlarla öpüştüğü
bir atlastan.                          

Yılları, yolları, yaşları yok 
gurbet yüzlü adamlardan, 
sur diplerinde bıçaklanan aşklardan…

Yaşamı hiç bilmeden ölümü ezberleyen,
badem gözlü, sıtmalı çocuklardan;
yazgısı uçurum çocuklardan...

Zarif Dicle’de ve asi Fırat’ta,
sıska keleklerde, kıl çadırlarda
güneşe sataşan adamlardan.

Mendillerde, halaylarda
gülüşleri kundaklanan hayatlardan;
yazgısı uçurum hayatlardan...
 
Darmadağın yılları hüzne satılmış,
burunları hızmalı, şarkıları figan,
doğurgan ve mübarek kadınlardan;
yazgısı uçurum kadınlardan.

Orada şarkılara akar katran,
akar kan...
Orada ihlâl ve iflah olmaz vatan.

Tarih susarken günahları,
bıçak sırtında yaşanmış o ah’ları
ve aysız karanlıkları dağ başlarında.

Nicesi aylaklığa bağışlanmış, sefil;
ölüme, açlığa sebil.
Kiminin ergen bıyıklarında aşk taslakları.

Ya kederiydik kendimizin,
ya bir halkın kaderi;
ya şakağı ya şafağı bir halkın
namlular çarmıhında!

Çünkü yok satıyorsa hayat,
çok satıyordur erk, çok tüfek;
Yok satıyorsa nehirlerimizde şafağın ilk ışıkları,
çok satıyordur şiddet, nefret, aşiret.

İşte sürüldü şarjöre mermi, indi emniyet,
katıldı otuz bine bir daha
yağmurlu bir sokakta delik deşik bir ceset.

Yaşasaydı kendinin kederi olacaktı,
yaşasaydı belki bir gün torunlarıyla
dolunaylı gecelerde yıldızlar sayacaktı…

Kenger toplarken ellerine diken batan çocuklar,
bilmezlerdi gözleri bağlanıp kurşunlanan bir aşkın
hazin bir ünlem bırakacağını hayata.
Bilmezlerdi bütün melodramların yalan olduğunu
çekirdek çitlenen eski yazlık sinemalarda.

Onlar hâlâ gülümsüyorlar buğulu bir atlastan.
Anıları damlıyor fotoğraflardan...
 
Biz de geçtik o dağlanan ağıtlardan.
Biz de göçtük kirden, pasaktan, hıncın ışıltısından.
Yakılmış köylerden, kesilmiş kulaklardan,
o kanlı ayinlerden, perişan ormanlardan;
biz de geçtik o murdar hayatlardan…

Herkes gidecek elbet bu yavşak zamanlardan;
bu kan revan, bu iğfâl akşamlardan
herkes gidecek...

/V e  a n t  o l s u n  k i,
h i ç b i r   k u r ş u n,  h i ç b i r  ç e l i k,
h i ç b i r  t o p r a k  v e  h i ç b i r  v a t a n,
d a h a  k u t s a l  d e ğ i l d i r  i n s a n d a n! /

                                İstanbul, Ocak 2002




Geri
 
     Yılmaz Odabaşı resmi web sitesi ® 2007